(Fotoğraf: Murat Şengül)
Okuduklarım içime oturmuş, az ötemde uzanan simsiyah Ege Denizi'ne bakıyordum...
Şu anda kim bilir kaç can azgın dalgalarda yaşam mücadelesindeydi...
Sığınmacı Devrimi/ Son Göç Dalgası Dünyayı Nasıl Tümüyle Değiştirdi kitabı dünyanın dört bir yanındaki 26 Alman gazetecinin izlenimlerinden oluşuyor.
Somali'den Irak'a, Suriye'den San Salvador'a, Etiyopya'dan Avustralya'ya göç hikayeleri ve aralarına serpiştirilmiş siyasetin ağır işleyen çarkı, zalim tacirler ve ne yapılmalı sorularına da yanıt aranıyor.
Kitabı derleyen Marc Engelhardt, dünyanın varoluşundan bu yana yaşanan göç olgusunu 21. yüzyıldaki geldiği noktayı devrim olarak niteliyor.
Ama nasıl bir devrim?...
2015'teki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, 65 milyondan fazla insan; göçmen, sığınmacı, mülteci gibi sıfatlarla yerinden yurdundan olmuş durumda.
Bu da dünyadaki her 100 insandan birinin sığınmacı olması demek.
Ailesini, sevdiklerini, topraklarını terk etmek zorunda kalmış.
Kimi iç savaştan, kimi ülkeler arası savaştan, kimi ırkçılıktan, kimi dini baskıdan, kimi fakirlikten, kimi çetelerden, kimi ekolojik felaketlerden...
Milyonlarcası kamplarda tahmin bile edilemeyecek kadar zor koşullarda yaşamak zorundalar.
Liste uzayıp gidiyor.
Her bir sığınmacı bir öykü.
Ne yazarsanız yazın onların ki kadar gerçek olamaz.
Kitabın sayfalarında gezinip yaşadıklarını paylaşmak istedim.
Gerisi boş laf olacaktı...
İngilizce öğretmeni Suriyeli Ameena A.'nın kaçış öyküsü mutlu biten nadir kaçış öykülerinden biri.. Al-Hasaka kentinde yaşayan genç kadının, kocası ve iki büyük çocuğu önden yola çıkıyorlar. Türkiye, Yunan adaları ve Almanya...
Ardından kendisi geride kalan iki küçük kızıyla yola çıkar. Türk sınırı, İstanbul, sonra Bodrum, İstanköy, Sloven- Avusturya sınırı daha sonra Almanya'daki bir köyde buluşma... Şimdi iyiler ve ama gelecek ne gösterir bilmiyorlar.
Suriye'deki iç savaştan Lübnan dağlarındaki fakir bir köy olan Barkayel'e sığınan Abdül Nasır'ın hikayesi. Sünni köyünde ailesiyle hiç olmazsa can korkusu olmadan yaşamaya çalışıyor...
Lübnanlı bir Hıristiyan Christin Chantal, iç savaşın başladığı 1975 yılında 18 yaşındadır. Malta doğumlu babasının sayesinde İngiliz pasaportluyla Londra'ya kaçar. Aklı geride bıraktığı ailesindedir. 2 yıl sonra döner, iyi bir eğitimi olduğu için çok iyi bir işi, dolgun bir ücreti, evi, yazlığı ve arabası vardır. Havaya uçan arabalar, suikastler, sokaklardaki dehşet yüzünden bu kez Roma'da şansını dener. Sonra Kopenhag ve Paris... Birkaç iş deneyiminden sonra dışlandığı için kendi şirketini kurar. Çevirmenleriyle dünyayı ağ gibi saran bir ajansın ve yüzlerce milyon avroluk bütçeli bir şirketin sahibi. Çok iyi bir hayatı var ama içindeki duygular hep aynı: Lübnan'a geri dönmek ve orada yaşamak için doğru zamanı kolluyorum. Belki de, bunun hayalini kuruyorum desem daha doğru olacak.
*Eritre'den İsviçre'ye/ Yordanos'un Dikta Rejiminden Kaçışı...
14 yaşındaki genç kız Yordonas'un acı yolunda zulüm, işkence ve yoksulluk var. Şimdi İsviçre'de sakin ve huzurlu bir hayatı var. Ama aklı fikri geride bıraktıklarında...
*Kongo'dan Güney Afrika'ya/Yabancı Düşmanlarından Korkmak...
*Kuzeydoğu Kenya'da Dadaab/Bir Sığınmacı Kampı Kente Dönüşüyor...
*Güney Almanya'dan Mogadişu'ya/ Halima Olad'ın Dönüşü...
*Yemen'de Tutsak/ Nisma ve Kholood Neden kaçamıyor?
*Irak'tan Avrupa'ya/ Ölümden Kaçarken Boğulmak...
Küçük çocukları Hevra ve Hasan uzun süre konuşamamış, ağlamamışlar bile...
İkisi de travmayı başka türlü yaşamış. Resim çizmişler hep... Hasan karanlık gökyüzünün altında kendilerini suyun üstünde tutmaya çalışırken çizmiş . Botun kenarındaki sakallı adam ise simsar.. Resmin kenarında üç kişilik bir aile suda sürükleniyor.
Kız kardeşi Hevra ise kendine pembe bir dünya yaratmış. Boğulan insanlar yok onun resimlerinde sıcak bir güneş, yeşil ağaçlar, renkli çiçekler var. Prenses çıkartmaları yapıştırmış aralarına. Almanya'daki sığınmacı kampında Suriyeli Maher'in de yaşadıkları benzer... O da karısını ve iki kızını Ege Denizi'nde kaybetmiş. Birbirlerini iyi anlayan iki baba ve asla birbirlerini teselli edemiyorlar...
*Avrupa'nın ve Bütün Kesinliğin Bittiği Yer/ Midilli Adası Sakinleri...
*Almanya'da Gidiş ve Dönüş/ Haurdic Ailesinin Öyküsü...
*Afrika'dan İtalya'ya/ Monesterace mucizesi...
*El Salvador'dan ABD'ye/Çetelerden Kaçış...
2014 yılında 18 yaşın altında 68 bin çocuk refakatçi olmadan Orta Amerika'dan ABD'ye gelmiş... Bu resmi rakamlar ya yakalanıp geri gönderilenler. Victor ve annesi Lidia'nın öyküsü ise tersten işlemiş. Önce anne çocuklarını bırakıp ABD'ye kaçmış sonra çocuklarını almış yanına. İki çocuğu iltica hakkını almış ikisi hala kaçak...
*Manila'dan Dünyanın Dört Bir Tarafına/Yoksulluktan Kaçış...
*Haydi Doğru Şehirlere/ Çin'deki göçmenler...
*Ortadoğu'dan Endonezya'ya/Transit geçişte telef olmak....
Yarısı Afganlılar'dan oluşan Somaliler, Rohingyalar, Iraklılar, İranlılar, Tamiller, Pakistanlılar ve Filistinliler'den oluşuyor kamp. Avustralya'ya gitmek için yola çıkap buraya sığınmışlar. Fatima'nın sözleri her şeyi anlatıyor: Biz yaşamıyoruz, bekliyoruz. Hep tetikteyiz,hep korku içindeyiz, sonumuzun ne olacağını bilmiyoruz.
*Dünya Âlem Unutulmak/Avustralya'nın Denizaşırı Kamplarındaki Sığınmacılar....
*Tuvalu'dan Yeni Zelanda'ya/Susuz, çocuksuz...
*Memlekete Dönüş Operasyonu/İsrail Afrikalı Sığınmacıları Nasıl Başından Savdı?..
*Almanya'dan Türkiye'ye Kesin Dönüş/Eski memlekette zorlu yaşam...
*Balkanlar'a Dönüş/ Romanlar ve Onların Sözde Güvenli Memleketleri...
*Burma'da Vatansız/ Rohingyalar'ın kaçışı...
VE SON SÖZ...
Kitapta, göçmen tacirleri, kaçakçıların milyarlarca doları bulan kazancı, kaçışa teşvikin kökenleri, siyasetin dolambaçlı labirentlerindeki pazarlıklar da ayrı makaleler halinde yer alıyor.
Baştaki soruya gelirsek; neden sığınmacı sorunu ya da krizi değil de devrimi...
Kitabın editörü Marc Engelhardt'ın yorumu tartışmaya açık ve bence doğru bir tespit:
"Sığınmacı devriminin sonuçları ne olacak? Bir devrimin toplumu nereye sürükleyeceğini bilebilir miyiz ki? Fransız Devrimi dolambaçlı yollardan, dana önce ergin olmayan milyonlarca insanı siyasi özgürlüğüne kavuşturmuştu. Sanayi Devrimi, milyonlarca insanı yoksulluğun kalıcılığından kurtarmış ama aynı zamanda yeni yoksulluklar yaratmıştı. Digital devrim, sanala ortamda bir dünya toplumunun temelini yaratmış ama diğer yandan da bire bir insanlar arası ilişkiyi zayıflatmıştı. Sığınmacılar devrimi de bu devrimler gibi kuşkusuz benzer temel değişimler getirecektir. Tam olarak neleri değiştireceğini yarınlar gösterecek. Değişimler durdurulamaz ama yapılandırılabilir."













