Sayfalar

9 Şubat 2019 Cumartesi

Osmanlı'yı sarsan suikast...

Osmanlı Sadrazamı ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın profesyonelce bir suikastle öldürülmesi tarihimizin önemli olaylarından biridir. İbrahim Çiçek polisiye roman gibi yazdığı kitabında üstünden 106 yıl geçmiş olayı ele alıyor. 1913'te işlenen suikastin arka planı da tarihsel gerçeklerle ilerliyor.

Osmanlı'nın 1911'de Kuzey Afrika'daki Trablusgarp'ta İtalyanlar'la girdiği savaşın ardından patlayan 1912'deki Balkan Harbi sonun başlangıcı gibidir.
Kısa sürede doğru dürüst savaşılmadan yitirilen imparatorluğun en verimli ve en büyük topraklarıyla Rumeli anılarda kalmıştır.
Başıbozuk ve siyasetle uğraşmaktan savaşmayı unutan ordunun kontrolünü elinde tutan İttihatçılar ise İstanbul'da iktidar mücadelesindedir.
Mahmut Şevket Paşa iyi eğitim almış, iki dili çok iyi bilen, cebir ve geometri üzerine kitaplar yazan, edebi çevirileri bulunan parlak bir askerdir.
Selanik'teki 3. Ordu Komutanlığı sırasında patlak veren 31 Mart Vakası'nda da başroldedir. Abdülhamit'in tahttan indirilmesini sağlayan Hareket Ordusu'nun başına geçmiş ve kabinede Harbiye Nazırlığı görevine getirilmiştir.
İstanbul'da arka arkaya öldürülen gazeteciler Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki Bey cinayetleri toplumu derinden sarsmaktadır.
İkisi faili meçhul kalacak suikastlerden birinin katilleri tesadüfen bulunacaktır.
Onlar da afla serbest kalacaktır.
Ve siyasi tarihimize kazınacak darbe geleneğinin başlangıcı Babiali baskını...
İttihatçılar, hükümet konağını basıp Harbiye Nazırı başta olmak üzere birçok insanı öldürüp Sadrazam Kamil Paşa'yı zorla istifa ettirir.
Ve kendi adamları Mahmut Şevket Paşa'yı Sadrazamlığa atanmasını sağlar.
23 Ocak 1913'te göreve gelen Mahmut Şevket Paşa bir süre sonra İttihatçılar'la ters düşmeye başlar. Rahatsızlık, ordunun siyasetten uzak durmasını sağlayacak yasa tasarısı hazırlamasıyla ayyuka çıkar. Ölüm tehditleri almaya başlar.
Diğer yandan muhalefet de sert tutumu nedeniyle Sadrazam'a tepkili ve kızgındır.
Bu süreçte hükümeti darbeyle indirme planları yapan gruplar da ortaya çıkar.Ortam pusludur ve sanki olacaklar bellidir.
Mahmut Şevket Paşa, Sadrazamlığa oturalı daha 5 ay olmadan 11 Haziran'da makam otomobilinde saldırıya uğradı.
Çalışma ofisi olarak kullandığı Harbiye Nezareti'nden Babiali'ye doğru gidiyordu.
Beyazıt'ta çapraz ateşe tutuldu, ağır yaralı kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
İbrahim Çiçek'in kitabında koronolojik olarak ele alınan bu bilgiler suikastten sonra başka bir nitelik almaya başlıyor.
Halen Cumhuriyet Savcısı olan Çiçek, hukukçu kimliğiyle suikastın hazırlık planlarını, eylemcilerin kimliklerini, bağlantılarını, kaçış planlarını ayrıntılarıyla ele alıyor.
Emniyet güçlerinin soruşturması, faillerin yakalanmaları, sorguları, mahkemeleri, fezlekeler ve nihayet idamları...
Her bölüme serpiştirilen dönemin gazetecileri, edebiyatçıları ve siyasilerin anıları da kitabı, kuru kuruya tarihsel bir anlatım ya da mahkeme zabıtı gibi okunmaktan kurtarıyor.
Girişte de sözünü ettiğimiz gibi polisiye roman gibi ele alınan kitabın akıcılığının yanı sıra temiz bir dille yazıldığını da not edelim.
Suikastle ilgili orjinal belgeler ve yazışmalar da bölüm sonunda yer alıyor.
İbrahim Çiçek, tarafsız ve objektif bir gözle aktardığı kitabında Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesinin hem İttihatçılar hem de muhalefetin işine yaradığını söylüyor.
Suikastçıların yakalanıp ceza almasına rağmen olayın arkasındaki dış güçlerin hala ortaya çıkarılmadığı tespitini yapıyor.
(Sabah Kitap ekinin Ocak 2019 sayısında yayınlanmıştır.)

Ve 100 yıldır bitmeyen savaş...


Mahmut Şevket Paşa'nın ölümünden kısa bir süre sonra Birinci Dünya Savaşı patlak verdi.
1914'teki savaşa Osmanlı da İttihatçılar yüzünden hemen katılmak zorunda kaldı.
4 yıl sonra savaş bittiğinde Osmanlı da mağluplar tarafındaydı.
İngiliz tarihçi Profesör Robert Gerwarth'ın Mağluplar: Birinci Dünya Savaşı Neden Bitmedi? kitabı ise kendi ifadesiyle; Avrupa'nın dünya savaşından kaotik bir 'barış'a şiddet dolu geçişini ele alıyor.
1918'de biten savaşın ardından İngiltere ve Fransa'nın Batı cephesinde barışı inşa etme çabalarının yetersizliği gösteriliyor.
Harbin mağlupları olan ülkelerde yaşayan halkların durumları ele alınıyor ki asıl dram burada yaşanmaktadır: Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı imparatorluğu (ve onların topraklarında kurulan devletler) ve Bulgaristan.
Birinci Dünya Savaşı'nın ortasında iç savaşa süreklenen Rusya...
Ancak savaşın kazanan tarafında olan Yunanistan ve İtalya da bu gruba dahil ediliyor.
İki ülke daha sonraki yanlışlarıyla büyük dramlar yaşayacaktır.
Prof. Gerwarth, resmi tarihin bilinenlerin dışında ihmal edilmiş bir dönem için önemli bir tespit yapıyor:
Avrupa'da 1917-18 sonrasında yaşanan birbirleriyle bağlantılı savaşlar ve iç savaşlar kadar belirsiz ve ölümcül bir süreç yaşanmamıştı.
İç savaşlar devrimlerle, karşı devrimlerle ve net olarak sınırları tanımlanmamış veya uluslararası tanınırlığa sahip olmayan hükümetleri olan yeni devletler arasındaki sınır çatışmalarıyla iç içe geçerken, Cihan Harbi'nin resmen sonra erdiği 1918 yılı ve 1923 Temmuz'unda imzalanan Lozan Anlaşması arasındaki "savaş sonrası" Avrupa, gezegendeki en şiddet dolu coğrafyaydı.
Rusya'daki iç savaşın tanığı olan filozof Pyotr Struve, "Dünya savaşı resmi olarak bitti. Ne var ki o andan itibaren yaşadığımız ve yaşamaya devam ettiğimiz her şey dünya savaşının devamı ve dönüşümüdür" diyordu.
Biz ise yüzyıl sonra Bosna'da, Balkanlar'da ve hiç bitmeyecek gibi görünen Ortadoğu'ya baktıkça Birinci Dünya Savaşı'nın hala sürdüğüne emin oluyoruz.
(Sabah Kitap ekinin Ocak 2019 sayısında yayınlanmıştır.)