Sayfalar

27 Ağustos 2019 Salı

Bu gerçek bir veda...

Geçen yıl ölen Philip Kerr'in Dedektif Bernie Günther serisinin 13'üncü kitabı Bir Yunan Hediyesi yayımlandı. Kerr 1989'da başladığı seriye üç kitaptan sonra ara verip 15 yıl sonra yeniden yazmaya başlamıştı. Bernie son kez Nazilerle hesaplaşıyor.

Üç yıl önce ünlü polisiye yazarlarının katıldığı Kara Kitap Festivali için İstanbul'a gelmişti.
Bir oturumda konuşmuş, röportajlar vermişti.
Türk okurunun biraz geç tanıdığı dedektif Bernie Günther'in yaratıcısı Britanyalı yazar Philip Kerr, "Bernie'nin yolu İstanbul'a düşebilir mi" sorusunu "Gelirse şaşırmam" diye yanıtlamıştı.
Ben de kitap ekinde "Dedektif Günther'in ruhu İstanbul'daydı" başlığıyla Philip Kerr'i anlatmıştım. Serinin 11'nci kitabı Sessizliğin Öte Yakası ise yeni yayınlanmıştı.
Ardından Prusya Mavisi çıktı, ben bir ümitle Bernie'nin yolu buralardan geçecek diye beklerken ölüm haberi geldi.
Geçen yıl Philip Kerr daha 62 yaşında iken hayata veda etti.
O da Millenium serisi üç kitabıyla dünyayı kasıp kavuran İsveçli Stieg Larsson gibi erken veda etti. Ancak Larsson kitabının başarısını bile göremeden ölmüştü.
İskoç yazar Philip Kerr ise Dedektif Bernie Günther'i tanıttığı Berlin Üçlemesi olarak da bilinen kitaplarının ilki Mart Menekşeleri'ni 1989'da yazdı.
Sonra 1990'da Solgun Suçlu ve 1991'de Alman Usulü Bir Ağıt ile seriyi tamamladı.
Dedektif Günther günümüzde değil Nazi Almanyası'nın 1930'lu 1940'lı yıllarında iş başındaydı.
Dünyanın gördüğü en büyük felaketlerin yaşandığı milyonlarca insanın öldüğü, yaralandığı İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır.
Eskiden olduğu gibi savaş cephelerde değil sivilleri de içine alan korkunç bir boyuttadır.
Harabeye dönen şehirler, katliamlar, masum insanların acısının yanında "bir cinayetin peşine düşen dedektifin sözü mü olur" demekten kendinizi alamıyorsunuz belki de ancak iyi yazarlık böyle bir şey. Philip Kerr, kurgulamasıyla tüm bu soruların üstesinden geliyor.
Zaten Kerr, kitaplarının yalnızca polisiye değil, polisiyenin sarmaladığı siyasi romanlar olduğu söylüyor.
Hukuk okuyan Philip Kerr, bir süre Almanya'da felsefe eğitimi de görmüş.
Kitaplarını yazmak için İngiliz İstihbarat Servisi'nin savaş sırasında Alman iç politikasıyla ilgili bilgileri topladığı en büyük Holokost arşivini de içeren Weiner Kütüphanesi'nde çılgıncasına çalışmış. Gizli istihbaratın yanısıra, Nazi rejiminden kaçan kişilerin anlatımlarını ve şahit oldukları olayları arşivlediği bu kütüphanede onlarca belgeyi elden geçirmiş.
Her kitap önce basit bir cinayetle başlıyor ama arkasından Nazilerin kodomanlarına, Göring, Himmler gibi isimlere uzanıyor.
"Aslında Avrupa siyaseti ve ahlaki değerleri üzerine yazıyorum. Ama romanlarım polisiye alanına girmiyor desem de saçma olur. Sadece biraz daha fazlasını düşünüyorum. Arkada büyük planlı kitlesel bir katliam yapılırken, önde ceryan eden sıkıcı küçük bir cinayeti çözmenin büyüleyici olduğunu düşünüyorum" diyordu.
Kadınlara bakışı, zekası, kişiliği, fırlamalığı ve o inanılmaz espri gücüyle Bernie Günther, işinin hakkını veriyor.
Vicdanı her daim ona yön veriyor.
Nazi olmamış, ülkesine sadık ama kendi doğrularınca hareket ediyor.
Sonra yazmayı bırakmıştı.
Niye bıraktığını Kara Hafta Festivali'nde açıklamıştı:
O dönem Naziler ile ilgili belge ve olaylara o kadar çok girmiştim ki birden kendimi onların destekçisi ve işbirlikçisi gibi hissetmeye başladım. Bu duyguyu uzun süre üstümden atamadım.
Bu duygu 15 yıl sürmüş, okurlardan gelen baskılar sonucu dedektifi yeniden uyandıran Philip Kerr, ardı ardına Biri ve Öteki, Sessiz Alev, Ölüler Dirilmezse, Sahra Grisi, Ölümcül Prag, Katyn Katliamı, Zagrepli Kadın, Sessizliğin Öte Yakası, Prusya Mavisi'ni yazdı.
Ölümünden sonra bir kitabı daha çıktı. Alfa yayınları Dedektif Bernie Günther'in Serüvenleri'nin 13'üncüsünü bu ay yayınladı: Bir Yunan Hediyesi.
Bernie hayranları için kitabın ayrıntılarına girip keyiflerini bozmak istemem.
Önsüzüyle yetinelim: Yıl 1957. Bernie Günther kimliğini ve kirli geçmişini ardında bırakıp Christof Ganz adıyla Münih'te kendine yeni bir hayat kurmuştur. Çok geçmeden, sevimsiz bir tesadüfle Almanya'nın saygın bir sigorta şirketinde işe başlayıp bir sigorta ödemesini araştırmak üzere Yunanistan'a gönderilince, kendini bir anda karmaşık bir suç ağının ortasında bulur. Batan bir geminin ardından işlenen dehşet verici bir cinayet, yıllar önce, savaş döneminde yaşanan bir zulmün izlerini ortaya çıkarır. Yunan polisiyle zorunlu işbirliğine giren Bernie Günther katili bulup ülkesine dönebilmek için savaşın karanlık tarihiyle ve geçmişiyle korkusuzca yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Tarihle polisiyeyi büyük bir ustalıkla bir araya getiren Kerr, "iyi polisiye iyi edebiyattır" sözünün hakkını veren bir yazardı.
Hatta tutkunu olduğu futbol alanında Scott Manson adında bir dedektif çıkartıp üç kitap yazmıştı. Ama Bernie Günther'in yerini hiç bir şey dolduramaz.
Bilmiyorum bu kadar verimli bir yazarın hala bir yerlerde yedeklediği yeni maceraları vardır belki de.
O zamana kadar elveda ve teşekkürler Philip Kerr, huzur içinde uyu...
(Sabah Kitap Ekinin Haziran 2019 sayısında yayınlanmıştır.)