Sayfalar

18 Eylül 2019 Çarşamba

Yemeğin izinde...

Kitabı bitirince ünlü düşünür İbni Haldun'un yüzyılları aşan sözü dilimin ucuna geliverdi: Coğrafya kaderdir. Neredeysen oranın iklimi, koşulları, insanı, zorluğu, rahatlığıyla yaşayacaksın. Bu kaçınılmaz" diyor. 
Daha çok jeostratejik anlamda kullanılan bu sözün Ortadoğu coğrafyası için anlamı büyük.
Ama söz konusu yemek olunca hele hele coğrafya da Anadolu olunca "İyi ki kaderimiz" dersem çok mu iddialı olur.
Aynen böyledir; eksiği vardır fazlası yoktur. 
Bu toprakların bereketi, on binlerce yıl geçmişe giden kültürlerle birleşince başka türlü nasıl düşünülebilir. Göç yollarının üstünde, İpek Yolu'nun merkezinde, etrafı denizlerle çevrili, dört mevsimi yaşayan bir coğrafyanın mutfağı da çeşit çeşit olur.
Gazeteci büyüğümüz Mehmet Yaşin uzun süredir yaptığı gurme programlarını bir kitapla taçlandırmış. Remzi Kitabevi tarafından basılan Yumurta Nasıl Kırılır? (Bilgiler, Anılar, Tarifler, Ukalılıklar) kitabında sofralarımızın baştacı; yumurta, domates, et, otlar, balıklar, lahana, turşu, kuru fasulye, soğan, patates, patlıcan, börek, köfte, mantı, makarna, pilav boy gösteriyor. 
Her birinin hikayesi de eşlik ediyor konulara; yazarlardan alıntılar, tarihçesi, dünyadaki örnekler ve tabii ki final her zamanki gibi 'biz bu yemeği nasıl yaparız ve severizle' bitiyor. 
Mehmet Yaşin'in kendi deneyimleri de işin sosu oluyor... 
Yumurta kırmakla olmuyor. Pişirme teknikleri, kıvam, içine koyacağınız malzeme her birinin önemi var.
Buyrun Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yaşamış ünlü yazarımız Refik Halid Karay'ın yazdıklarına: "Ortadan yumurtayı kaldırırsanız birçok yemek yavan kalır. Hele tatlıların birçoğuna veda etmek mecburiyeti hasıl olur."
Birçoğunun nesli tükenen balıkların daha 15. yüzyıldaki çeşitlerini bilseniz şaşırırsınız.
Eyvah biz ne yaptık denizlerimize diye... 
Kitabın son bölümünde de eşi Ülker Yaşin'in birbirinden lezzetli tarifleri var.
Bu sıkıntılı günlerde içinizi ferahlatacak bir kitap yazmış, ama çorbalara ve tatlılara sanırım yer kalmamış. 
O da galiba bir dahaki sefere.
(Sabah Kitap ekinin Temmuz 2019 sayısında yayınlanmıştır.)

Dedektif Remzi öksüz kaldı

Türk polisiye edebiyatına Remzi Ünal karakterini tanıtan Celil Oker'i de kaybettik. 
İlk olarak Yarın dergisinde kısa öykülerle tanıttığı dedektifinin adını göbek adı Remzi ile annesinin kızlık soyadı Ünal'la birleştirerek bulmuştu.
Kahramanını kendi tarifiyle şöyle tanıtmıştı: "Remzi Ünal olur kendileri. Emekli bir Hava Kuvvetleri pilotu, uzun süre sivil uçak uçurmuş ve mesleğinden atılmış birisidir. Hayatını kazanmak için yapar işini. Sıradan ve küçük işler alır, işin ucu cinayetlere varınca, biraz da kendi paçasını kurtarmak için çözmeye çalışır. Öyle adaletin üstünlüğü gibi yüce amaçlar peşinde koşmaz pek. Polislerden, savcılardan, hakimlerden uzak durur." Romanın kahramanı emekli pilot ve özel dedektif Remzi Ünal'ın ilk macerası Çıplak Ceset 1999'da yayımlanmıştı. 
Sonra Kramponlu Ceset (2000), Bin Lotluk Ceset (2000), Rol Çalan Ceset (2001), Son Ceset (2005), Bir Şapka Bir Tabanca (2005), Yenik ve Yalnız (2010), Ateş Etme İstanbul (2013) ve 2015'te de Sen Ölürsün Ben Yaşarım'la devam etti.
Celil Oker 1989'dan bu yana öğretim üyeliği yapıyordu. 
Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin en sevilen hocalarından olduğunu öğrencilerinden okudum. 
Alçakgönüllü, bilgisi ve deneyimlerini sakınmadan paylaşan ve iyiliği hedef alan bir aydın olduğunu söylüyorlardı. 
Sanatta yeteneğin az, öğrenmenin ve çalışmanın çok önemli olduğuna inanıyordu. Öğrencileri, dostları ve ailesinin başı sağolsun. 
Biz okurlar da onu sevmiştik. Mekanı cennet olsun.
(Sabah Kitap ekinin Temmuz 2019 sayısında yayınlanmıştır.)