Sayfalar

17 Mayıs 2012 Perşembe

Şehirlerimiz ve dönüşüm...

Toplu Konut İdaresi'nin Kuzey Ankara Projesi öncesi ve sonrası....

Başbakan Erdoğan, ustalık dönemim dediği üçüncü seçim galibiyetinde "Çevre ve Şehircilik Bakanlığı" ihsas ederek çok önemli bir adım attı. Belki de 19. yüzyıllarda yapılması gereken bir düzenleme 1.5 asır sonra hayata geçti. Somut olarak görmediğimiz için tam olarak algılayamıyoruz ancak yolun doğru olduğunu söyleyebiliriz... Şehircilik bir bilim ele alınarak yola çıkılmalıydı ancak bugüne kadar iyi bir sınav verilemedi. Şimdi "zararın neresinden dönülürse kardır" desek de çıkılan yolun çok zahmetli olacağı görülüyor.
Osmanlı'nın cami, kervansaray, han, hamam, kulliyelerinin etrafında şekillenen şehirlerimiz mutevazıydı. Yeşille çevrelenmiş mahallelerimizde eş, dost, akraba iç içe yaşardık. 18. yüzyıldan itibaren başta payitaht İstanbul olmak üzere, Selanik, İzmir gibi şehirlerde Avrupa'nın etkileri hissedilmeye başlandı. O zamana kadar sadrazam, beylerbeyi, paşaların görkemli evleri vardı. Paranın gücüyle yükselen yeni bir sınıf iyi yaşamak istiyordu. Konaklar, yalılar yapılmaya başlandı. Merkezdeki mahallelerde imar hamleleriyle değişmeye, çağa uymaya başladı. Örneğin, Eminönü'ndeki Yeni Cami ve Mısır Çarşısı civarında oturan gayrimüslümler oradan gitmek zorunda kaldı... Beyoğlu ve civarı İtalyan kökenliydi, binalarda Venedik ve Milano'nun esintileri vardı.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte Ankara yeni baştan kuruldu, yeni başkentin şansı çevrenin boş olması ve nüfusunun azlığıydı. Peki, İstanbul, Bursa, Trabzon, Adana, Diyarbakır gibi ülkenin dört bir yanında Osmanlı kimliği sinmiş şehirler ne olacaktı. Ne yazık ki o güzelim eski dokular birer birer yok edildi. Önce yeşile kıydılar, sonra sofalı, havuzlu, avlulu, kilerli, ince işlemeli evlerin canına okudular. Sanki geçmiş ayıp bir şeydi. Bugün Avusturya'nın başkenti Viyana'nın merkezinde 300 yıldır çivi çakılmadığını bilmek, Hollanda'nın Amsterdam şehrinde 400 yıllık evlerin tepesinde eşyayı iple taşımak için kullanılan dev çengellerin durduğunu görmek içimizi acıtıyor.
Osmanlı coğrafyasındaki üç kıtada, Bosna'dan Mekke'ye, İstanbul'dan Diyarbakır'a, Antakya'dan Trabzon'a kadar sayısız eser inşa etmiş Mimarbaşı Sinan Ağa'nın yaptıklarını unutmamak gerekiyor. Geçmişimiz bize ışık tutuyor.
Şehirlerimizi yıllar içinde ur gibi saran gecekondular, yoksulluğun ve terörün sonucuydu. Merkezlerde sözüm ona dikilen yapıların depremde ne hale geldiğini de gördük.
Şimdi zor bir işe kalkışan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar bir yandan inşaat sektörüne bulaşmış olumsuzlarla uğraşacak bir yandan da halka karşı sorumluluğu var.
Modern dünyanın gereklerine uygun, çevreyle uyumlu, iyi evlerde yaşamak artık insan haklarından sayılıyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder